Hasan Düzgün - Kişisel web sitesi

 
Anasayfa arrow Kitaplarım
Pontus kültürü ve Uzungöl Yazdır E-posta

ÖNSÖZ

       Değerli okuyucular tarih yazmanın ne kadar zor ve sorumluluk isteyen bir yazı olduğunu anlamak için tarih yazmak gerekir. Elinizdeki bu eser yüzlerce kitap binlerce belge,makale ve bilgi sahibi yaşlılar la yapılan mulakat incelenerek yazılmıştır. Dünyada hiçbir eser eksiksiz yazılamaz. Burada mutlaka eleştirilecek eksiklikler vardır. İnsan kendi kusurunu görmede bazen kördür, bazen de görmek istememesindendir. Amaç gerçeklerden uzaklaşmadan ve hiçbir tereddüte yer vermeden yazmaktır. Bu eserde temel felsefe bu olmuş ve bu düşünce ile yazılmıştır. Neden  bir kasabanın tarihi? Bağlı olduğumuz ilçe olan OF un tarihi defalarca başka yazarların kaleminden yazılmasına rağmen, benim kendi kasabamın tarihini yazmamın tek nedeni bazı çalışmaların ve özellikle dil konusundaki konuşma ve yöresel farklılıkların  araştırılmadan yazılmasıdır. Yapılan eksikliği tamamlama çalışmasıdır. Hatta benim gibi düşünenler bildikleri, veya konuştukları farklı dil varsa onu araştırmalı ve yörelerinin gerçeğini yazıp anlatmalıdırlar.Bu hususta en büyük sorumluluk o yörenin okumuş insanlarınındır. Beni bu düşünceye götüren sebep sadece bu değildir. Çünkü burada çok önemli bir dil meselesi ve buna bağlı kimlik sorunu vardır. Araştırmanın yoğunluğu bu çerçeve içinde yapılmıştır. Kimi yazarlar Pontus’u Karadeniz’in çevresindeki tüm yerleşim birimleri olarak yazmıştır. Kimileri Anadolu’nun tamamına yakınını kapsadığını yazarak ifade etmişlerdir. Oysa ben böyle ütopik hayallere dalarak insanların kafasını karıştırmak yerine, Rumca konuşan Çaykara, Tonya ve Maçka nın dışına çıkma gereği duymadım. Bunun nedeni, burakarda ki Pontus kültürünü iyice öğrenmeden Sinop’u, Çorum’u veya Anadolulun diğer tarif edilen yerlerini anlayamazsınız. Çünkü bu tarif edilen imparatorluk buralarda kurulmuş, buralardan gelişerek anadoluya ve diğer yerlere ulaşmıştır.O halde buralarda yapacağımız ciddi çalışma diğer yörelerdeki eksiklikleri ve yazılan yanlışları düzeltecektir. Çünkü dünyanın bütün tarihçileri ait oldukları milliyetlerinin etkisinde kalarak tarihlerini yazmışlardır. Bu kurala Türk tarihçileri de uymaktan vazgeçmemişlerdir.

 

 


       Değerli dostum Ömer Asan’ın yazdığı Pontos kültürü kitabı için yaygara koparanlar, Ömer Asan’ın tarafsızlığını hazmedemeyenlerdir. Oysa eksikleri fazla olmasına rağmen tamamen tarafsızlık ilkesiyle yazıldığına yürekten inanıyorum. Bir başka değerli büyüğümüz din alimi ve Of’lu, Hasan Umur Of’lu olmasına rağmen Of’la ilgili yazdıklarını yazmak yürek ister. İşte tarih yazmak buna denir. O karanlık çağın bütün kirli yüzünü açıkça ve bütün belgeleriyle ortaya koymuş ve yayınlamıştır. O halde bunlardan gocunmamak lazım. Bunlar bizim gerçeklerimizdir. Bunlardan ders alarak yolumuza devam edersek işte o zaman bu yazılanlar hem anlam kazanır hem de amacına ulaşan birer tarihi belge olarak kalırlar. Burada unutulmaması gereken gerçek bu yörede Rumca konuşan insanların kimliklerinin ne olduğu araştırmasıdır.  Gerçi bunun üzerinde ısrar etmek, bunu kötü emeller için kullanmak isteyenlerin işine yarayacaktır. Buna izin verilmemelidir. Ancak günümüzde koparılan yaygaralar konumuzla alakalandırılmamalıdır. Burada anlatmak istediğim yoksul bırakılan Karadeniz’in geleceği olan doğal yapısı ve tarihi sayesinde kazanımlarıdır. Yapılan bu yayınlar ve tartışmalar en çok yöreye ekonomik olarak yansımaktadır. Yoksa bir avuç mısırın bile zor yetiştiği tarlalarda kimin gözü olabilir ki. Olsa bile bizi doyurmayan toprağın başkalarını doyuracağını ve bu amaçla çalışmanın olduğunu söylemek sadece masa başından ahkam kesmek ve ütopik hayalden öteye gitmez. Bu Karadeniz insanını hafife almak olur. Yunanistan’da ki incelemelerim bana şunu açıkça göstermiştir; oradaki Pontus’lular etnik bir gurup muamelesi gördükleri için ata yurtları olan Trabzon ve yöresine sadece özlem duymaktadırlar. Gelir düzeyi bakımından Türkiye’nin on katı kadar zengin olan Yunan halkının Türkiye’den toprak istiyorlar, Türkiye’yi bölmek için çalışıyorlar fanatizmine kapılmak akıl dışıdır. Bu akıl ve mantıkla bağdaşmaz. Yunanistan’ı gezip incelediğini söyleyen, sonrada komplolar kurarak Türkiye düşmanları barındırıyorlar diye ortaya çıkan, kendini bilmezler bu ilişkilere büyük zarar vermektedirler. Oysa bu iki yüzlü insanlar oralarda bulundukları sürece, oradakilere “Biz kardeşiz, biz aynı milletiz” diye itirafta bulunanlar, hiçbir bilgiye sahip olmamalarına rağmen, Türkiye’ye dönünce oradaki insanların aleyhinde konuşmayı sürdürmüşlerdir. Yaptıkları konuşmalar oradaki insanları incitmiştir. Böylesi sığ tartışmalar yerine, yurdumuzu ve özellikle Karadeniz’i gezmek, görmek isteyen Rum’ların tümünü Karadeniz’e davet ediyorum.


       Rum’ları suçlayan kendini bilmezlere ve bilgi sahibi olmadan ahkam kesen herkese sesleniyorum. Yunan hükümetinin uyguladığı ırkçı politikaları Türk siyasetçilerinin kullanmaması hayretle izlenecek bir durumdur.Türk siyasetçileri sadece batı Trakya üzerinde yoğunlaşmakta ve sonuç alamamaktadırlar.  1996 yılında Yunanistan ziyaretim sırasında İpsala sınır kapısından çıkıştan sonra ilk gelen yerleşim yerinin şehir tabelasını okuduğum zaman hayrete düştüm. Rumca yazılı tabela “ORESİDEDA” olarak yazılıydı. Türkçe karşılığı “Bekleyin Onları” anlamındadır. Burada Yunanistan’ı yönetenlere şu soru sorulmalıdır. Siz devlet olarak vatandaşınıza, “Bekleyin onları” yazmakla neyi amaçlıyorsunuz? Bir devlet vatandaşına bekleyin demez, dememeli ! Eğer güçlü devletse vatandaşını korur onun beyninde korkular yaratarak onu motive etmek, olsa olsa kışkırtıcılık olur. Yunanlı yöneticiler de bunu yapıyorlar. Selanik’te birçok kişi ile bu konuyu konuştum hiç kimse bunu anlamadıklarını hatta farkında olmadıklarını söylediler. Oysa orada hukukçu ve geçmişte millet vekilliği yapmış birisine sormuştum. Bunun bir devlet politikası olabileceğini söylemekle yetinmişti. Şu gerçeği her Türk vatandaşı iyi bilmelidir. Yunan politikacıları Türkiye’yi ilelebet düşman olarak görmüş ve halkını öyle yönlendirmektedir. Günümüzde de aynı politikayı sürdürmektedirler. Bu eserde kimsenin savunuculuğunu yapma gibi bir amacın olmadığını belirtmek isterim. Oradaki Pontus kökenli insanlara Türkiye sahip çıkmalı ve bu durumu canlı tutmalıdır. Yunanistan’la kurulacak her türlü ilişkide Karadeniz insanının tarihi bağı önemsenmelidir. Bugüne kadar dostluk adı altında kurulan iş ve ticari ilişkiler maalesef istenen düzeyde değildir. Kurulmak istenen köprüyü bazı aydın diye  geçinip boğazlarda yalılarda oturup saz çalarak değil,  insanın özü olan dilin ortak yanı kullanılarak yapılmalıdır. Oda  aynı dili konuşan insanların atacağı adımlarla gerçekleştirilebilir. Araştırmacıyım diye gidip gerçekleri saptırarak milliyet duygusunun etkisinde kalıp yazılan her şey, hem bizi hem oradaki insanları üzmektedir. Bu yapılmamalıdır. Neredeyse yaşam biçimlerinin tamamı aynı olan insanları birbirinden ayrı tutmak gerçekçi değildir. Geleneklerimiz aynı, giysilerimiz aynı, konuşmamız aynı, fiziki yapımız aynı, namus anlayışı aynı, misafir perverlik aynı, fıkraları aynı, manileri aynı, müziği aynı, ensturmanı aynı, eğlence biçimleri aynı, ev yapıları aynı, yemekleri aynı, aile içi ilişkiler aynı, düğünler aynı, yaylacılık aynı, akrabalık bağları aynı  olan insanları aynı ırktan değilsiniz demek abesle iştigaldir.

         Burada açıkça yazıyorum Türk yunan dostluğunu geliştirmeye, büyütmeye karşılıklı çıkarların korunduğu zemine oturtmak ancak Karadeniz insanının öncülüğünde mümkündür. Bazı su mikserleri bu durumdan yararlandırılmamalıdır. Bu kitabın önsözünde ki bütün fikirler, yazarının düşünceleridir. Kitaplar ticari kaygılarla yazılmamalıdır. Kaynaklar, tarih konusunun dışında tamamen Uzungöl’de yaşanmış ve halen yaşanmakta olan gerçeklerdir. Benim ana dilimin Rumca olması ve Pontus Rumcasını çok iyi konuşmam bu eserin meydana gelmesinin en gerçekçi tarafıdır. Alıntı yaparak önsöz yazmak yerine, alıntı yapmadan gerçeğine uygun biçimde yazılmıştır. Kitaplarında Rum Pontus İmparatorluğunun kurucusu olan MİTRİDATE’yi kahraman olarak sunanları anlayamıyorum. Başkalarını yurtlarından kovan, onlara savaş açan ve kendine ve askerlerine yer açanlar olsa olsa sadece katildirler. Bu tarih önünde de böyle bilinmelidir. Nedeni ne olursa olsun insanlar ölmemeli, yurtlarından edilmemelidir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu kuralı Yunan tarihçi ve yazarları da sürdürmüşlerdir. Büyük bir kahramanlıkmış gibi sunulan bu durumları ayıplıyorum. Bütün tarihçi ve yazarlar böylesi kişiler hakkında, sadece yaptıkları kötülüklerden bahsetmelidirler. Birer kahraman gibi resimlerini kitaplarında basıp yayınlamamalıdırlar. Bir lider savaşı halkının bağımsızlığı için yapmalıdır. Başkalarının toprağına göz dikerek kendi topraklarını genişletme çabası  olmamalıdır. Yüce ATATÜRK’ün,  dünyada eşi olmayan bir anlayışla yaptığı gibi olmalıdır. Onunda tarifi ulusal kurtuluş olmalıdır. Yani işgalci değil, işgalcileri söküp atmak olmalıdır. ATATÜRK’ün  yaptığı kurtuluş mücadelesinin bir başka örneği yoktur. Bütün tarihciler bu anlamda sorumludur. Okuyucunun tek doğru kaynağı kitaptır. O anlamda sorumluluk daha da yüksektir. Bu eserin kimlik sorgulamasının nedeni, komşumuz Yunanistan’la olan ilişkilerimize daha olumlu yaklaşma çalışmasıdır. Geçmişte kalan bir dilin yok olmasının öyküsüdür. Sadece dilde kalmayıp, bir kültürün yok oluş gerçeğidir. Ortak kültürle oluşacak dostluklara açılacak bir kapının ilk dilimi olması dileklerimle.

Saygılarımla

Hasan DÜZGÜN

 

Ana menü

Anasayfa
Hakkımda
Uzungöl
Resimlerim
Kitaplarım
Müzik
Politika
Spor
Ekonomi
Güncel
İletişim
Arama

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

[+]
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • blue color
  • green color